LAFTA YERELLEŞME, RANTTA MERKEZİLEŞME VE KIYILARDA OYNANAN OYUNLAR Hazırlayan:Recep SÖNMEZ-Mimar 09.05.1985 Tarih ve 18749 Sayılı Resmi Gazetede Yayınlanarak Yürürlüğe konulan 3194 Sayılı İmar Kanunu ile istisnalar dışında her türlü planlama yetkisi ile Halihazır haritaların yapımı, imar uygulamaları ve kanunun 27. maddesinde sayılan yapılar hariç tüm yapılara Belediyeden ruhsat alınması zorunluluğu getirilmiştir. Diğer bir deyişle Merkezi Hükümetin planlama yetkileri ile ruhsat verme işlemleri yerel yönetimlere verilmiştir. Ancak daha sonra iş başına gelen seçilmişler, yerel yönetimlere verilen bu yetkilerden pişman olmuş olacaklar ki, planlama, uygulama ve ruhsat yetkilerini parça parça alarak, farklı kurum ve/veya kuruluşlara vermektedir. Planlama yetkisi verilen kurum ve kuruluşlarca bilimsel ve teknik çalışmalar yapılmadan ben yaptım oldu mantığı ile yapılan planlarla kentler, bütünsellikten uzak, parçacıl olarak planlanmakta, sorunlar yumağı haline getirilmekte, kültürel ve doğal değerler yok edilmekte, kamu mülkiyetindeki alanlar ve kıyılar rant alanları haline getirilerek, sermayeye ve yandaşlara tahsis edilmektedir. Yine planlama yetkisi verilen bu kurum ve kuruluşlar, kamusal alanlarda ve kıyılarda yapılan kaçak yapıların yasallaştırılmasına yönelik plan kararları üretmektedirler. Şimdide bu kaçak yapılara ruhsat vermeyen belediyelerden her türlü uygulama ve ruhsat verme yetkisi alınmak üzere kanun teklifi verilmiştir. Ülkemizde, 1980 sonrasında başlayan ve mevcut hükümet döneminde artarak devam eden, yeni yerleşim alanlarının planlanmasında tarım arazileri, mera, orman ve kıyı alanları gibi Anayasa’nın koruması altındaki özellikle korunması gereken alanlar, neoliberal politikalar ve programlar çerçevesinde yasalarda ve yönetmeliklerde yapılan değişikliklerle rant alanlarına dönüştürülme süreci devam etmektedir. Son dönemlerde yapılan ve birçok yasada tek bir yasa ile değişiklik yapan anlayış ve uygulama ne yazık ki sürmektedir. Bu anlayış ile yapılan değişikliklerin yeni bir örneği bu günlerde gündemdedir. Toplu Konut Kanunu‘nda ve Turizmi Teşvik Kanunu’nda, önceki uygulamalarda olduğu gibi, tek bir kanunla yeni değişiklikler yapılması, Manisa Milletvekili Recai Berber ve arkadaşları tarafında meclis gündemine taşınmıştır. Manisa Milletvekili Recai Berber ve arkadaşlarının verdiği "2985 Sayılı Toplu Konut Kanunu Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi"nin yasalaşması ile siyasal iktidar, sahil şeritlerinde ve kıyıda her türlü imar planları, imar uygulamaları yapma ve her türlü ruhsat verme yetkisini belediyelerden alıp Kültür ve Turizm Bakanlığı‘na devredecektir. 17.03.1984 tarihinde yürürlüğe giren 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu‘nda yürürlüğe girdiği tarihten günümüze kadar 20 değişiklik yapılmıştır. Bu değişikliklerden 11 tanesi 2002‘den sonra, yapılmıştır. Aynı şekilde 17.04.1990 tarihinde yürürlüğe giren 3621 sayılı Kıyı Kanunu‘nda 5 değişiklik yapılmış, bunun 4‘ü 2002‘den sonra, 16.03.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nda ise 14 değişiklik yapılmış, bu değişikliklerin 7’si 2002‘den sonra yapılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 43. Maddesine ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu‘na göre; kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır, buralarda hiçbir yapı yapılamaz; Kıyı ve sahil şeridine duvar, çit, parmaklık, tel örgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz. Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyıda, uygulama imar planı kararı ile; iskele, liman, barınak, yanaşma yeri, rıhtım, kayıkhane, tuzla, dalyan, tersane, gemi söküm yeri ve su ürünlerini üretim ve yetiştirme tesisleri, kurvaziyer gemilerin yanaşmasına ve yolcuları indirmeye müsait deniz yapıları ve yan tesislerinin yer aldığı kurvaziyer ve yat limanları yapılabileceği, sahil şeritlerinde ise, uygulama imar planı kararıyla kıyıda belirtilen yapı ve tesislerle birlikte TOPLUM YARARINA AÇIK OLMAK ŞARTIYLA konaklama hariç günü birlik yapı ve tesislerin yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Ancak Kültür ve Turizm Bakanlığınca, Kültür Turizm Koruma Ve Gelişim Merkezi ve/veya Bölgesi ilan edilen kıyılar, tahsis alan yatırımcılar tarafından işgal edilmiş ve halka tamamen kapatılmıştır. Bu alanların planlama yetkisi Bakanlığa geçmiş, Bakanlık mevcut planları değiştirerek, mevcut planlarda toplumun günübirlik alanlardan ve kıyıdan yararlanması için planlanan yaya ulaşım yolları kaldırılarak toplumun kıyıları kullanması engellenmiştir. Yine Kültür ve Turizm Bakanlığınca yapılan ve onaylanan planlarla her turistik tesisin önüne iskele yapılmasına olanak tanınmış, bu tesislerin kaçaklarının yasallaştırılması için emsal artırımı kararı getirilmiş, tesislerin işgal ettiği toplumun denize ulaşmasını sağlayacak olan denize dik inen yollar ile planlanan yeşil alanlar üzerine yapılan kaçak yapıların yasallaştırılması için, yolları ve yeşil alanları kaldırılarak, yatırımcılara tahsis edilen alanlara dahil edilmiştir. Yasa teklifi ile, özellikle muhalefet partilerinin yönetimlerde olduğu bir çok belediyelerin, mevzuata aykırı bu kaçak yapılara ruhsat vermediğini ve/veya vermeyeceğini gören merkezi yönetim, sermayenin de istemi doğrultusunda, hem kıyılarda ki bu kaçak yapıları yasallaştırmak, hem de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı kıyı ve sahil şeridi dahil turizm alanlarında imar yönünden tek merkezi güç haline getirilmek istenmektedir. Teklifin 5‘inci maddesi ile "kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ile turizm merkezlerinde kıyıda ve sahil şeridinde kalan yerler dahil imar uygulamaları ile ruhsatlandırma işlemleri Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın talebi üzerine Bayındırlık ve İskan İl Müdürlüğü‘nce yapılır. Düzenlenen ruhsatların bir örneği ilgili idarelere gönderilir" hükmü getirilmektedir. Teklifin yasalaşması halinde, turizm alanları ile kıyı ve sahil şeridinde yerel yönetimlerin planlama yetkilerinden sonra, İmar Yasası‘ndan kaynaklanan imar uygulamaları ve yapı ruhsatlarına ilişkin yetkileri de alınıp, Kültür ve Turizm Bakanlığı‘na verilecektir. Yasa teklifinde, Bakanlığın talebi ile imar uygulamaları ve ruhsatlara ilişkin yapı ruhsatı, yapıların denetimi, yapı kullanma izni verilmesine kadar tüm işlemler yerel yönetimlerce yapılmaktayken, artık tüm bu işlemlerin Bakanlığın insiyatifine bırakılması öngörülmektedir. Burada asıl tehlike Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi belirleme ve ilan etme yetkisinin de Bakanlık ve Merkezi yönetim de olmasıdır. Antalya’nın doğusu, batısı ve Kuzeyi (Kuzey Antalya Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi) Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesidir. Kuzey batısı için de (Konyaltı Belediyesinin üçte ikisi) Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ilanı için çalışmalar devam etmektedir. Sadece kentin merkezi belediyelerin yetkisindedir. Daha sonraki bir süreçte Antalya’nın tamamı Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ilan edilebilir. Bu tehlike sadece Antalya için değil Tüm kıyı kentleri için vardır. Bu durumda tüm yetki bakanlığa geçecektir. Diğer bir deyişle planlama yetkisi zaten bakanlıktaydı. Teklif yasalaşırsa, uygulama ve ruhsatlandırma!! yetkisi de (ne demekse yeni bir tanım) Yerel Yönetimlerden alınarak bakanlığa geçecektir. Yerelleşme yerine tamamen merkezileşecektir. Kanun teklifi; "2985 sayılı Toplu Konut Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi"dir. Adından da anlaşılacağı gibi birden fazla kanunda değişiklik öneren torba yasa niteliğindedir. Hem Toplu Konut Kanunu’nda hem de Turizmi Teşvik Kanunu‘nda bazı değişikliklerin yapılması teklif edilmektedir. Kanun Değişikliği Teklifinin 5‘inci maddesi ile 2634 Sayı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 7. Maddesinin 1. fıkrasına; "kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ile turizm merkezlerinde kıyıda ve sahil şeridinde kalan yerler dahil imar uygulamaları ile ruhsatlandırma işlemleri Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın talebi üzerine Bayındırlık ve İskan İl Müdürlüğü‘nce yapılır. Düzenlenen ruhsatların bir örneği ilgili idarelere gönderilir" cümlesi eklenerek, turizm alanları ile kıyı ve sahil şeridinde, yerel yönetimlerin 3194 Sayılı İmar Kanunu’ndan gelen imar uygulamaları ve her türlü ruhsat verilmesine ilişkin yetkileri alınarak, Kültür ve Turizm Bakanlığı‘na devredilmektedir. Yasa teklifinde, Bakanlığın talebi ile imar uygulamaları ve ruhsatlara ilişkin yapı ruhsatı, yapıların denetimi, yapı kullanma izni verilmesine kadar tüm işlemler yerel yönetimler tarafından yapılırken bu işlemler, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığının insiyatifine bırakılması öngörülmektedir. Bakanlık, 24.07.2003 tarihinde 2634 sayılı Turizmi Teşvik Yasası‘nın 7. maddesinin 1. fıkrasında yapılan bir değişiklikle, "Bakanlık; kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezleri içinde her ölçekteki plânları yapmaya, yaptırmaya, re‘sen onaylamaya ve tadil etmeye yetkilidir." Hükmü ile her ölçekteki planları yapma, yaptırma ve onaylamaya yetkisini belediyelerden almıştır. Bu tarihten sonra toplum yararını dışlayan, kültürel ve doğal değerlerin yok olmasına neden olacak birçok plan, plan revizyonu ve plan değişiklikleri yapmıştır. Yapmış olduğu planlar, yasanın; “Tanımlar” başlıklı 3. Maddesi (b) fıkrasında ki “Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri: Tarihi ve kültürel değerlerin yoğun olarak yer aldığı ve/veya turizm potansiyelinin yüksek olduğu yöreleri korumak, …………….” Tanımına ve toplum yararına aykırı olduğu için yargıya taşınmış ve yargı tarafından iptal edilmiştir. Bakanlığın yapmış olduğu bu yanlış ve hukuka aykırı uygulamaların yargıya taşınması sonucu İdari Yargının yükü artmış, yargılama süreci uzamış, bakanlıkça yasanın amir hükmü gereği korunması gereken kültürel ve doğal değerler ve kıyılar ne yazık ki ya tahrip olmuş ya da yok olmuştur. Sermaye her istediğini her istediği yerde yapma amacına bakanlığın bu uygulamaları ile ulaşmış ve toplum yararı hep göz ardı edilmiştir. Bakanlık bu güne kadar yapmış olduğu bu uygulamalar ile kimin yanında olduğunu göstermiştir. Yeni kanun teklifi ile bu fıkraya bir ek daha yapılmakta, sonuçta da var olan planlama yetkisi genişletilmekte, planlama ile ilgili zaten merkezileşmiş olan yetkiler, parselasyon ve ruhsat işlemlerine ilişkin uygulama alanlarına da kaydırılmaktadır. Bu değişiklik ile 2003 yılından günümüze kadar, "her tür ve ölçekteki plânları yapmaya, yaptırmaya, re‘sen onaylamaya ve tadil etmeye yetkili" olan Kültür ve Turizm Bakanlığı, planların uygulanmasına yönelik parselasyon planlarını yapmaya da yetkili olacak, bununla da yetinmeyerek, sermayeyi "ruhsatlandırma" işlemlerinde de belediyeler ile muhatap etmeyerek, ruhsat yetkisini, Bayındırlık ve İskan Bakanlığının yereldeki birimleri olan Bayındırlık ve İskan İl Müdürlüklerine vermektedir. Böylece tüm imar ile ilgili iş ve işlemler iki bakanlık tarafından çözülecektir. Yani, yeni yasa değişikliği ile 8333 km uzunluğundaki tüm kıyı boyunca imar yetkileri Kültür ve Turizm Bakanı ile Bayındırlık ve İskan Bakanlarının ellerinde toplanmış olacaklardır. Böylece, kıyılardaki belediyeler tüm yerel dinamikler ve kıyı bölgelerinde yaşayan yerel halk, belediye meclisleri ve belediye encümenleri de devre dışı bırakılmış olacaklardır. Yasa teklifinde, "ruhsatlandırma işlemleri" şeklindeki ifade, yanlış anlamalara neden olacak muğlak bir terimdir. "Ruhsatlandırma" ifadesinin, "yapı ruhsatı", "yapı kullanma izni", açılış ve çalışma ruhsatlarının hangisi ve/veya hangileri için kullanıldığı açık ve anlaşılır değildir. Eğer hepsi için kullanılıyorsa neden açıkça değil de yanlış anlaşılmalara neden olacak bu tür muğlak ifadeler kullanılarak karmaşa yaratılmaktadır? Anlamak mümkün değil. Ve yine Yapı ruhsatı verildikten sonra, ruhsat eki projelere aykırı yapılacak inşaatların kontrolünü kimin yapacağı, inşaatları kimin durduracağı, imara aykırı yapılaşmalar konusunda kimin nasıl yetkili olacağı gibi önemli konularda belirsizlik yaratıldığı gibi, çok başlılık sürecinin yaratacağı yetki karmaşası nedeniyle, ülkemizin kültürel ve doğal zenginlikleri olan kıyılarımızın çok kısa sürede tümden elden çıkmasına, betonlaşmasına ve yok olmasına neden olacaktır. Bu gelişmeler 1980 sonrası gelen hükümetlerin yaptığı düzenlemelerle büyük bir yağma ve karmaşaya neden olan uygulamaların daha da artarak tekrarlandığı ve yinelendiği tehlikeli bir sürecin başladığını göstermektedir. Bunu TBMM’deki 11 haziran 2008 günlü Tapu Yasası‘nda yapılan değişiklikle ilgili, iktidar partisi Rize Milletvekili Sayın M. Ali BAYRAMOĞLU’nun Mecliste Yapmış olduğu konuşma tutanakları tüm açıklığı ile gözler önüne sermektedir. Sayın BAYRAMOĞLU yaptığı konuşmada; , "...Türkiye‘de ikame edebileceğimiz ve cari açığımızı ortadan kaldırabilecek en önemli ekonomik enstrüman inşaat sektörü ve sanayinin yanında büyüme hızını artırabileceğimiz YABANCILARA MÜLK EDİNDİRME HAKKI meselesidir..." diyerek asıl konuya gelmekte ve "... ben özetle son cümle olarak şunu söylemekte fayda görüyorum: Bakın size birkaç tane rakam vereyim. Özellikle burada gündeme getirildiği için söylemekte fayda görüyorum. İspanya örneği verildi, ama İspanya turizm örneği olarak verildi. Ben size İspanya‘nın Avrupa Birliği üyesi insanlarının, o ülke insanlarının kurduğu Ciudadanos Europas‘a göre verilen rakamlarını söylüyorum..." açıklamasının ardından, "...İspanya‘nın ekonomisine katkıyı yabancı insanlar sağlıyor..." diyor ve Türkiye ekonomisini kurtaracak kaynağın, "...İrlanda gibi, İzlanda gibi, İngiltere gibi, Hollanda, Danimarka, İsveç, Norveç, Finlandiya gibi ülkelerin ve yaşı da ellinin üzerine çıkmış, emekliliğini daha rahat bir ortamda geçirebilecek...(insanlar)..." olduğunu söylemektedir. İyi yönetilmeyen ekonomi nedeniyle borç batağındaki ülkemizin, borç batağından kurtulması ve ekonominin düzlüğe çıkması için, hazırı tüketme yaklaşımında olan merkezi yönetimler, kıyılarımızda bulunan kamu mülkiyetindeki çok değerli hazine arazilerinin yabancılara satışını gündeme getirmektedir. Ülkemizde mülk almak isteyen yabancılar ise "yasal engellerden ve uzun prosedürlerden" yakınmaktadırlar. İşte yasanın asıl amacı bu tür düzenlemelerle, toplum ve kamu yararına uygulama içerisinde olan kıyı belediyelerinin olası engellemelerini ortadan kaldırmak, kıyılarımızda dikensiz gül bahçeleri yaratarak yerli ve yabancı sermayeye hızlı bir şekilde satmaktır. Bu da ancak bu tür yasa değişiklikleri ile yerel yönetimlerin demokratik yetki alanına müdahale edilerek bazı haklarının ellerinden alınması ve tüm yetkilerin merkezi hükümette toplanması ile mümkündür. Yapılan ve/veya yapılmak istenen budur. İmar Kanunu genel bir kanundur. Düzenlemeleri de "genel" düzenlemelerdir. Bu genel düzenlemelere, bu tür yasa değişiklikleri ile müdahale edilir, yetkiler merkezi hükümete alınmaya çalışılırsa, genel düzenlemelerden beklenen amaca, yani ülke genelinde imar düzeni kurulması hedefine ulaşılması zorlaşır hatta olanaksızlaşır. Çıkarılan "Torba Yasa"larla imar planı, 18. madde uygulaması, (parselasyon) yapımı onaylanması ve yürürlüğe konulması İmar Kanunu, Belediye Kanunu ve İl Özel İdaresi Kanunu ile belediye meclisleri, İl Genel Meclisleri ile belediye encümenleri ve il encümenlerine verilmiştir. Verilen bu yetkilerin bir kısmı daha önce çıkarılan yasalarla parça parça alınmış ve başka başka kurum ve kuruluşlara verilmiştir, şimdide kıyılardaki bu yetkiler merkeze alınarak, yerel yönetimlerden alınarak birçok kuruma yetki verilmesi ve yetki alanlarının genişletilmesi, planlama-uygulama bütünlüğünü bozacak, kontrol ve denetimi zorlaştıracak, kentlerin çarpık gelişmesine neden olacaktır. Ülkemizin tüm mekanlarını kapsayan genel düzenlemelere gereksinimin olduğu bir zamanda, kıyı yerleşmelerinde seçimi kaybeden iktidar partisinin, bir takım gerekçeler arkasına sığınarak, kıyı yerleşmelerinde seçimi kazanan muhalefet partisine mensup yerel yönetimlerle, “hesaplaşmaya” ya da "cezalandırmaya” yönelik imar planlama ve uygulama yetkilerini iktidardaki siyasal gücün elinde toplamaya çalışılması ve yerel yönetimlerin var olan demokratik yetki alanlarına müdahale edilerek ellerinden alınması çok sakıncalı gelişmelerdir.
| Hukuk Lafta Yerelleşme, Rantta Merkezileşme ve Kıyılarda Oynanan Oyunlar Kamu Taşınmazlarının Tahsisi Yönetmeliği İptali 2005-2008 Yılları Arasında Açılan Davalar 1989-2004 Yılları Arasında Açılan Davalar
|

Hukuk
Lafta Yerelleşme, Rantta Merkezileşme ve Kıyılarda Oynanan Oyunlar
Kamu Taşınmazlarının Tahsisi Yönetmeliği İptali